EMEK, SADAKAT VE DİSİPLİN ÇEMBERİNDE KARTAL: “BİZDEN DEĞİLSEN, DİSİPLİNE!”
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

EMEK, SADAKAT VE DİSİPLİN ÇEMBERİNDE KARTAL: “BİZDEN DEĞİLSEN, DİSİPLİNE!”

YAYINLAMA:

Kartal’ın tozunu yutmuş, çamuruna basmış, partisi baraj altında kaldığında bile bayrağı yere düşürmemiş o “eski tüfekler” bugünlerde bir hayli dertli.

Haksız da değiller. Siyasetin “sondaj medyasıyla” şekillendiği, kamuoyu yoklamalarının parayı verenin düdüğüne göre çalındığı bu garip dönemde; bir de bakıyoruz ki İstanbul İl Yönetimi, geçmişin cefakar ilçe başkanlarını “kesin ihraç” talebiyle disipline sevk etmiş. Sebep? Bir bildiri yayınlayarak görüş beyan etmek.

Hani nerede o meşhur “Örgüt Toplantıları”? Kartal’da bunca olay yaşanırken, taban kaynarken neden kapalı kapılar ardında değil de disiplin koridorlarında buluşuluyor?

Gemi Su Alırken Neredeydiniz?

Hatırlatmakta fayda var: Bugün o disiplin sevklerinin altına imza atanlar veya sessiz kalanlar; partinin ne belediyesi, ne imkanı, ne de kırmızı halıları olduğu günlerde bu isimlerin hangi şartlarda nöbet tuttuğunu biliyorlar mı? Gemi su aldığında filikaya ilk koşanlar değil, gemiyi limana ulaştırmak için kürek çekenler bugün “ihraç” listesinde.

İroni tam da burada başlıyor: “Birileri AK Parti’ye çalışıyor” diyerek iç bünyeyi zayıflatmak, aslında kime hizmet ediyor? Kendi evlatlarını yiyen bir yapı, dışarıya karşı nasıl bir “demokrasi” vaadinde bulunabilir?

"Ocu ya da Bucu" Değil, Sadece CHP'li

Eleştiriye tahammülün kalmadığı yerde, siyaset bir "hizmet yarışı" olmaktan çıkar, bir "makam koruma kalkanına" dönüşür. Doğru olmayan konuları dile getirene hemen yafta hazır: “Ocu ya da Bucu!” Hayır efendim; ne ocu, ne bucu. Bu insanlar, bu partinin öz evlatları. Bizler "İyi Partili" değil, sizin de dediğiniz gibi "İyi bir Partiliyiz." Yani partisine sadık ama yanlışa da sessiz kalamayanlardanız.

İnsan kaybetmek saniyeler alır, ancak o kaybedilen insanın emeğini geri kazanmak yıllar sürer. Kartal ve İstanbul örgütü, kendi vicdanıyla bir muhasebe yapmalıdır. Bölerek büyüyemezsiniz; eksilterek çoğalamazsınız.

Bugün o eski başkanları kapının önüne koymak, partinin tarihini ve hafızasını kapının önüne koymaktır. Siyasetten "istirahat" etmeye niyeti olmayanların, yerel politikada kimseye rahat vermeyeceği de bir gerçektir.

Takdir, ne sondaj medyasının ne de koltuk sevdalılarınındır; takdir, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sarsılmaz vicdanınındır.

Kartal’da Sessizlik, İl’de Gürültü

Kartal’da hava ağır.
Bir şeyler oluyor ama konuşulmuyor.
Örgüt suskun, salonlar kilitli, kulisler açık.
Toplantı yok, yüz yüze yok, omuz omuza hiç yok.
Siyaset ise boşluk tanımaz; konuşulmayan yerde dedikodu, açıklık olmayan yerde kırgınlık büyür.

Bir yandan “yandaş medya”,
öte yandan “fondaş medya”…
Yetmedi, bir de sondaj medya çıktı karşımıza.
Parayı verenin anketi kazandığı,
sonucun siparişle belirlendiği,
hakikatin grafiklere sıkıştırıldığı çağdayız.
Gerçek mi? O artık dipnot.

Sosyal medya desen…
Seviye yerle bir.
Söz bitmiş, küfür başlamış.
Sanal âlem, anal âlem benzetmesi bile artık durumu anlatmaya yetmiyor.
Ama şunu bilelim:
Siyasette kimse, siyaset dinlenirken rahat edemez.
Hele yerel siyasette, hiç.

Ve sonra…
İstanbul İl Yönetimi’nin bir bildiri sonrası aldığı disiplin kararı.
Yaklaşık 30 eski ilçe başkanı.
“Kesin ihraç” talebi.
Durup düşünmek gerek.

İsimlere bakınca şunu görüyorsun:
Bu insanlar CHP’nin baraj altında olduğu zamanların emekçileri.
Belediye yokken,
imkân yokken,
makam yokken
parti tabelasını ayakta tutanlar.

Gemi su alırken kaçmayanlar bunlar.
Başka limanlara gidip geri dönenler değil.
O günlerde örgüt bilinci vardı.
Yeni gelen üyeye neredeyse kırmızı halı serilecek kadar heyecan vardı.
Gece gündüz çalışan ilçe başkanları vardı.

Evet.
1989–94 döneminin belediyeciliği sandıkta uyarı almıştır.
Halk mesajını vermiştir.
Ama bu, o dönemin örgüt emekçilerini yok saymayı,
cezalandırmayı,
bugünden yargılamayı meşru kılmaz.

Çünkü şunu unutmamak lazım:
İnsan kaybetmek kolaydır.
İnsan kazanmak zor.

Bugün bu insanları ihraç edersek ne olur?
Parti büyür mü?
Yoksa sessizce bölünür mü?

Sonra dönüp “Birileri AK Parti’ye çalışıyor” demek ne kadar inandırıcı olur?
Örgütte insan azaltmak,
hafızayı silmek,
deneyimi dışlamak
kime yarar?

Bir de işin başka bir tarafı var.
Parti içinde eleştiriye tahammül meselesi.
Yanlış söyleyince yafta hazır:
“Ocu”, “bucu”…
Oysa mesele ne o, ne bu.
Mesele yürekten Cumhuriyet Halk Partili olmak.

Eleştiri düşmanlık değildir.
İtiraz ihanet değildir.
Sessizlik ise çözüm hiç değildir.

Kartal’da ve İl’de olan biteni izlerken insan üzülüyor.
Çünkü bu parti;
çok daha zor zamanları,
çok daha ağır baskıları
örgüt aklıyla, dayanışmayla aşmıştı.

Bugün ihtiyaç olan şey:
Toplantı.
Konuşma.
Yüzleşme.
Ve en çok da vicdan.

Takdir kamuoyunun,
ama asıl karar parti vicdanının.

Çünkü CHP,
ihraçlarla değil,
insanlarıyla büyür.

 

Kartal’dan Bakınca: CHP’de Yol Ayrımı ve ‘Aklanma’ Çağrısı

Şehrin en yükseklerinden biri olan Kartal, İstanbul’a tepeden bakmanıza olanak tanır. Bu yükseklikten baktığınızda, sadece şehrin karmaşık dokusunu değil, bazen siyasetin iç içe geçmiş sorunlarını da daha net görebilirsiniz. Son günlerde, Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşananlar, tam da böyle bir netlikle, hem partililerin hem de kamuoyunun önüne seriliyor.

Partinin İstanbul İl Yönetimi’nin, eski ilçe başkanlarına yönelik başlattığı disiplin soruşturması, yalnızca bir iç yaptırım kararı olmanın ötesine geçmiş durumda. Olay, parti içi demokrasi, eleştiri kültürü ve geçmişle bugün arasındaki gerilim hakkında derin sorular sorduruyor.

Bir Bildiri ve Arkasındaki Hikaye

Kriz, 30 kadar eski CHP ilçe başkanının 25 Kasım’da yayımladıkları ortak bir bildiriyle başladı. Bildiride, adı son dönemde yolsuzluk iddialarıyla anılan parti üyelerinin, “aklanana kadar” üyeliklerinin askıya alınması çağrısı yapıldı. “Pirincin içindeki taşlar ayıklanmalıdır” ifadesini kullanan grup, partinin şaibeli yapılar ve “satılık kalemler” karşısında net bir duruş sergilemesini istedi.

Ancak bu çağrı, beklenen diyaloğu değil, hızla işletilen bir disiplin mekanizmasını getirdi. CHP İstanbul İl Yönetimi, bildiriyi imzalayan isimleri, kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk etti. Sürecin ilk hedefi, bildirinin öne çıkan isimlerinden Özgür Erdem oldu.

Bu karar, parti tabanında ve kamuoyunda geniş yankı buldu. Çünkü disipline sevk edilen isimler, partinin en zor dönemlerinde, “belediye yokken, imkân yokken” görev yapmış, CHP bayrağını taşımış kişiler olarak tanınıyor. Onlara yöneltilen “partiye zarar vermek” suçlaması, birçok gözlemciye göre, asıl zararın eleştiriyi susturmakla geleceği endişesini doğurdu.

Eleştiri mi, İhanet mi? Parti İçi Gerilimin Kodları

Bu olay, CHP’de uzun süredir devam eden “eleştiri tahammülsüzlüğü” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İhraç tehdidi, “şaibelerle yüzleşmek mi, eleştiriyi susturmak mı?” sorusunu gündeme getirdi.

Bu, partinin son dönemde yaşadığı tek iç gerilim değil. Yakın zamanda, parti içi eleştirileri nedeniyle kesin ihraç talebiyle Parti Meclisi’ne sevk edilen Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır da, süreci beklemeden partisinden istifa etmişti. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, bu kararı, Genel Başkan Özgür Özel’in uzun süre gösterdiği hoşgörünün ardından “aşılan bir sınır” olarak açıklamıştı.

Bu iki örnek, parti yönetiminin “farklı seslere” yaklaşımının netleşmeye başladığını gösteriyor. Ancak bu yaklaşım, “disiplin” ile “tasadduf” (hizaya getirme) arasındaki ince çizgide tartışılıyor. Karşıt görüşteki partiler, bu durumu CHP’nin iç çelişkileri ve otoriter eğilimleri olarak yorumluyor. Örneğin, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, CHP’nin eleştiri yapanı hemen kapı dışarı ettiğini ve bu tavrın partinin “genetiğinde” olduğunu iddia etti.

Büyük Resim: Kaybedilen İnsan ve Güven

Kartal’ın yükseklerinden bakınca görünen şu: Bu süreç, birkaç eski ilçe başkanının ihracından çok daha büyük bir riske işaret ediyor. Risk, insan kaybetmek ve onlarla birlikte güveni ve kolektif hafızayı da yitirmek.

Disipline sevk edilenler, partinin zor zamanlarında gece gündüz çalışmış, örgütü ayakta tutmuş isimler. Onların “en zor koşullarda verdiği emek ve inancın” bugün “disiplin suçu” olarak değerlendirilmesi, sadece onları değil, o dönemin ruhunu ve çalışma azmini temsil eden geniş bir kesimi de yabancılaştırma tehlikesi taşıyor.

Unutulmamalıdır ki siyasette insan kazanmak, kaybetmekten çok daha zordur. Bir partiyi büyüten, sadece iktidar olma ihtimali veya medya görünürlüğü değil, kadim dostlukları koruyabilme, farklı düşünceleri kucaklayabilme ve geçmişin emeğine saygı duyma becerisidir. İnsan azaltmak, örgütü zayıflatmak, nihayetinde kimseye hizmet etmez.

Partinin kamuoyu önündeki duruşu da bu iç tartışmalardan bağımsız değil. CHP, iktidarın “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin TBMM’ye sunduğu raporda, “Umut Hakkı” veya benzeri somut çözüm önerilerine yer vermediği gerekçesiyle hem MHP’den hem de DEM Parti’den eleştiri aldı. DEM Parti Sözcüsü, raporda “sürece dair bir şey” bulunmadığını ve ana muhalefetin daha yol gösterici olması gerektiğini ifade etti.

Sonuç Yerine: Vicdan ve Siyaset

Kartal, sadece coğrafi bir yükseklik değil, aynı zamanda bir bakış açısıdır. Bugün CHP, kendi içindeki bu tartışmada bir yol ayrımında. Bir yanda tüzüğün katı maddeleri ve disiplin gerekliliği, diğer yanda parti vicdanı, tarihsel sorumluluk ve genişleme siyaseti duruyor.

Eski ilçe başkanlarının talebi, özünde, partinin şeffaflık ve hesap verebilirlikle “aklanması” idi. Ancak verilen yanıt, bu aklanma çağrısının kendisini “cezalandırılacak bir suç” haline getirdi. Bu durum, partiyi seven ve geleceğinden endişe duyan herkese şu soruyu sorduruyor: Bir partiyi güçlü kılan, eleştirileri dışarı atarak safları sıklaştırmak mı, yoksa içeride cesaretle yüzleşerek güveni pekiştirmek midir?

Sonuç Olarak...

Takdiri, nihayetinde, parti vicdanına ve kamuoyunun adil değerlendirmesine bırakmak gerekiyor. Ancak şu bir gerçek ki, tepeden bakıldığında daha iyi görülür: Gerçek büyüme ve güç, korkuyla değil, güvenle inşa edilir. İnsan kaybetmek kolaydır; onları kazanmak ve bir arada tutmak ise siyasetin belki de en zor, en kıymetli sanatıdır.

 

 

 

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *