Bağımsız ve Özgür Bir Yurttaş Olmak
✍️ Rıza Aydoğan | GÜNESAV HABER
Cumhuriyetimizin 102. yılı…
Sadece bir takvim yaprağı değil, bir vicdan muhasebesidir.
Bir milletin, “tebaadan yurttaşlığa” geçişinin simgesidir.
Atatürk’ün “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözü, hâlâ bu toprakların en gerçek aynasıdır.
Ama bugün…
Bir ülke düşünün;
Doktorunun ameliyathanede değil, karanlıkta menfaat aradığı,
Öğretmeninin öğrencisini bilgiyle değil, sınavla terbiye ettiği,
Siyasetçinin koltuğu halka değil, rantına çevirdiği,
Hakemin adalet yerine bahise baktığı,
Kurumların değil, çıkarların işlediği bir ülke…
Bir ülke düşünün;
Diplomalar sahtedir, kararlar şaibelidir, vicdanlar susturulmuştur.
Belediyelere kayyum atanır, gazetelere sansür gelir,
Birileri çıkar “milli irade” der ama milletin sesi duyulmaz.
Gerçeklerin üzeri örtülürken, halkın gözüne perde çekilir.
Bu tablo, Cumhuriyet’in harflerinin değil, bilincinin silinmesidir.
“Cuhmuriyet” diye yanlış yazılmış bir kelime değil bu;
yanlış yaşanan bir kavramdır.
Oysa Cumhuriyet;
yalnızca bir rejim değil,
bir duruştur.
Bir “ben” değil, “biz” olma iradesidir.
Bertolt Brecht’in dizeleri bugün de yankılanıyor:
“Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.”
Evet, kurtuluş tek başına olmaz.
Ne bir partiyle, ne bir liderle, ne de bir sloganla.
Kurtuluş, omuz omuza duran yurttaşların ortak iradesiyle mümkündür.
Çünkü Cumhuriyet, sadece devletin değil; halkın onurudur.
Bugün, yoksulluk karşısında birleşmeyenlerin,
adaletsizliğe ses çıkarmayanların,
kardeşliğe omuz vermeyenlerin
Cumhuriyet’i kutlaması bir eksikliktir.
Cumhuriyet’i yaşatmak;
sadece 29 Ekim’de bayrak sallamak değil,
365 gün boyunca hakkı, hukuku, emeği savunmaktır.
Bu ülkenin geleceğini yine bu ülkenin emekçileri, yoksulları, aydınları, kadınları, gençleri kurtaracaktır.
Kurtaracaksak hep birlikte kurtaracağız.
Yoksa hepimiz zincirin halkası gibi aynı karanlığa bağlanacağız.
Bugün 102 yaşında bir Cumhuriyetimiz var.
Ama hâlâ 1 yaşında bir vicdan arıyoruz.
Ve o vicdan, bir gün yeniden halkın elinde yükselecek.
Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.
Ama biz hâlâ “özgür yurttaş” olmanın bedelini ödüyoruz.
Kimi susturuluyor, kimi fişleniyor, kimi yalnız bırakılıyor.
Oysa Cumhuriyet, “tek ses” değil, “çok ses” demektir.
Korkmadan konuşabilen, susmadan sorgulayabilen bir toplumun adıdır.
Bazen bir simitçinin afişteki hatayı fark etmesinde görürsün Cumhuriyet’i.
Çünkü Cumhuriyet; saraylarda değil, sokaklarda yaşar.
Bir çocuğun defterinde, bir kadının emeğinde, bir işçinin alın terinde filizlenir.
Ama bugün...
İktidarın dili sert, adaletin terazisi eğik, kurumların kalbi yorgun.
Birileri hâlâ Cumhuriyet’i kendi mülkü sanıyor.
Oysa Atatürk’ün emaneti kimsenin tapusunda değil;
her bir yurttaşın vicdanında saklıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne de bu yüzden ihtiyaç var.
Çünkü Cumhuriyet’in sadece kurucusu değil, aynı zamanda vicdanıdır.
Elbette eksikleri olmuştur, hatalar da yapılmıştır.
Ama unutmayalım: CHP’nin tarihi bir parti tarihinden fazlasıdır — bu ülkenin demokrasi hafızasıdır.
Geçmişte Güler İleri, sırf partisi zarar görmesin diye makamından feragat etti.
Nurettin Sözen, kendi kurumundaki yolsuzluğu kendi eliyle savcılığa taşıdı.
Bugün bunlar “romantik” davranışlar gibi görülüyor.
Oysa gerçek siyaset; koltuğu korumak değil, inancı korumaktır.
Peki şimdi ne oldu da “temiz toplum, temiz siyaset” sözü utangaçlaştı?
Niye birileri istifa edince suçlu, kalınca kahraman sayılıyor?
Niye her dönem bir bahane, her kriz bir menfaat doğuruyor?
Cumhuriyet, çıkar hesaplarının değil, hakikat arayışının rejimidir.
Ben Ekrem İmamoğlu’nun siyaset tarzını her yönüyle beğenmem,
ama casusluk suçlamasını da asla kabul etmem.
Aynı şekilde Merdan Yanardağ’la ideolojik olarak ayrılırım,
ama bir yurtseverin itibarsızlaştırılmasına sessiz kalmam.
Çünkü biz “düşman” arayan değil, dürüstlük arayan bir kuşağız.
Bugün karanlık büyüyorsa,
ışığın kaynağı da biz olacağız.
Bu ülke yeniden adaletle, liyakatle, eşitlikle buluşacaksa,
onu kurtaracak olan yine bu toprakların emekçileri, aydınları, vicdan sahipleri olacak.
Cumhuriyet, yalnızca 29 Ekim’de hatırlanmaz.
Her seçimde, her sokakta, her adımda yeniden savunulur.
Ve unutmayalım:
Cumhuriyet’in temeli inançtır, halktır, dayanışmadır.
Bize düşen görev,
Atatürk’ün iki büyük emanetine sahip çıkmaktır:
Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi.
Biri ülkenin geleceği, diğeri o geleceğin vicdanıdır.
Karanlığa alışmak kolaydır,
ama biz aydınlığa söz verdik.
Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz:
Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.
Cuhmuriyet değil, CUMHURİYET.
Ve sonsuza kadar yurttaşlık onuru!