Görevler Geçer, Kurumlar Kalır
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

Görevler Geçer, Kurumlar Kalır

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye'de siyaset hiç bu kadar yüksek sesle konuşmamıştı belki de. Mikrofonlar açık, sosyal medya tetikte, ekranlar hararetli… Ama bütün bu gürültünün içinde sessizce kaybolan bir şey var: Sözün ağırlığı.

Eleştiri demokrasinin can damarıdır. Sert olabilir, rahatsız edebilir, ezber bozabilir. Ancak eleştirinin yerini tehdit aldığında artık siyaset konuşmaz; öfke konuşur. Ve öfke, hiçbir ülkeye demokrasi getirmedi.

Bugün bir siyasetçiye yönelen şiddet dili, yarın başka bir görüşün kapısını çalar. Bugün alkışlanan nefret, yarın dönüp alkışlayanı da hedef alabilir. Hukuk, tam da bu yüzden kişiler için değil; ilkeler için vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin gündemindeki tartışmalar da bu çerçevede okunmalı. Kongreler, kurultaylar, mahkeme süreçleri, parti içi rekabet… Bunların tamamı demokratik siyasetin doğal parçalarıdır. Doğal olmayan ise farklı düşüneni düşmanlaştırmak, eleştireni hain ilan etmek ya da hukuki süreçler tamamlanmadan kesin hükümler vermektir.

Bir siyasi partinin gerçek gücü yalnızca sandıktan aldığı oy değildir. Asıl güç; kendi içinde hukuku işletebilmesi, liyakati koruyabilmesi ve hesap verebilirliği kültür hâline getirebilmesidir.

Çünkü seçmen artık sadece slogan dinlemiyor.

Geçim derdini düşünüyor.

Ev kirasını hesaplıyor.

Çocuğunun eğitimini planlıyor.

İş bulup bulamayacağını sorguluyor.

Belediyeden aldığı hizmete bakıyor.

Siyaset kendi iç tartışmalarına kilitlendiğinde, toplumun gündemiyle arasına görünmez bir mesafe koyuyor. O mesafe büyüdükçe güven azalıyor.

Yerel yönetimlerde de tablo farklı değil. Toplu iş sözleşmeleri yalnızca ücret pazarlığı değildir; bir kentin çalışma barışının aynasıdır. Masanın bir yanında emek, diğer yanında kamu sorumluluğu vardır. Asıl kazanç ise taraflardan birinin değil, vatandaşın memnuniyetidir.

Demokrasi bazen sandıkta başlar; ama asıl olgunluğunu müzakere masasında gösterir.

Medyanın da bu tabloda önemli bir sorumluluğu bulunuyor. Haber ile yorum arasındaki çizgi silikleştikçe toplumun doğru bilgiye olan güveni aşınıyor. Hız çağında yaşamak, doğruluktan vazgeçmenin gerekçesi olamaz.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey daha yüksek sesle konuşmak değil, birbirimizi daha dikkatle dinlemek.

Çünkü güçlü demokrasiler bağırarak değil, kurallara uyarak ayakta kalır.

Görevler değişir.

Liderler değişir.

Belediye başkanları değişir.

Genel başkanlar değişir.

Ama kurumlar ayakta kalabiliyorsa, işte o zaman demokrasi nefes almaya devam eder.

Tarih, kimin ne kadar süre makamda oturduğunu değil; geride nasıl bir siyaset kültürü bıraktığını yazar.

Bu yüzden bugün savunulması gereken kişiler değil, ilkelerdir.

Çünkü hukuk kalır.

Adalet kalır.

İnsan onuru kalır.

Ve en önemlisi…

Demokrasi, ancak onu her gün yeniden korumaya karar veren toplumlarda kalır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *