7/24 ile 08:30–17:00 Arasında Sıkışan Bir Kartallı Günlüğü

7/24 ile 08:30–17:00 Arasında Sıkışan Bir Kartallı Günlüğü

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Günlüğün sayfası sabah 06:40’ta açılıyor.

Alarm değil, yorgunluk uyandırıyor insanı.

Bir Kartallı’nın günü, aslında iki farklı zaman rejimi arasında sıkışmış bir hikâye gibi:
özel sektörün 7/24’ü ile kamunun 08:30–17:00’ü.

Ve bu iki saat aralığı arasında kalan şey… hayatın kendisi.

 

Özel sektörde çalışan biri için zaman düz çizgi değil, kırık bir spiral.

Telefon hiç susmaz. Mesaj gelir, cevap bekler.
“Şu yetişti mi?”
“Akşam kalabilir misin?”
“Hafta sonu da bakarız.”

Gün, işten çok “erişilebilirlik” üzerinden ölçülür.

Dinlenme yoktur, sadece duraksama vardır.

 

Kamuda çalışan içinse zaman başka akar.

08:30’da başlayan mesai, saat 17:00’de kapanır gibi görünür.

Ama o saatler içinde de başka bir dünya vardır: dosyalar, prosedürler, beklemeler, imzalar…

Zaman burada daha düzenli görünür ama daha ağır ilerler.

Bir tür “saatli sabır”.

 

Kartal’da bu iki hayat yan yana yaşar.

Aynı minibüste işe giden iki insan düşün:

Biri akşam eve döndüğünde hâlâ mail bakacak.

Diğeri ertesi gün aynı saatte masasında olacak.

Ama ikisi de aynı şeyi hisseder:

“Zaman bana ait değil.”

 

Türkiye’nin büyük resmi burada küçük bir sokakta görünür hale gelir.

Özel sektör hız ister.
Kamu düzen ister.
Ama insan… nefes ister.

Ve nefes, bu iki sistemin arasında en çok kaybolan şey olur.

 

Kartal’da akşam trafiği sadece araç yoğunluğu değildir.

Bir tür zihinsel boşalma saatidir.

Özel sektör çalışanı telefona bakar:
“Bir şey kaçırdım mı?”

Kamu çalışanı saate bakar:
“Gün bitti mi?”

İkisi de aynı yerde buluşur aslında: yorgunlukta.

 

Bir günlük sayfasına şu cümle düşüyor:

“Sabah işe gidiyorum, akşam eve dönüyorum ama arada ben neredeyim bilmiyorum.”

Bu cümle ne bireysel ne kişisel.

Bu, çağın cümlesi.


Sistemler farklı olabilir.

Ama beden aynı bedendir.

Ve beden, 7/24 ile 08:30–17:00 arasında sıkışınca, en çok şu soruyu sorar:

“Ben yaşamak için mi çalışıyorum, çalışmak için mi yaşıyorum?”

 

Kartal’da gün batarken ışıklar yanar.

Bir evde laptop açılır.

Bir başka evde çay konur.

Ve ikisi de aynı sessiz anlaşmayı yapar:

“Yarın yine aynı.”

 

Belki de en sert gerçek burada:

Saatler değişmiyor.

Ama insanların içindeki zaman duygusu yavaş yavaş eriyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *