Rant mı, Nefes mi?
İstanbul’un beton yığınları arasında nefes alabildiğimiz nadir köşelerden biri olan Maltepe Gülensu Ormanı, bugünlerde kaygı dolu bir nöbete ev sahipliği yapıyor.
Bölge halkı, sivil toplum kuruluşları ve kent gönüllüleri tek bir sesle haykırıyor:
"Ormanımıza dokunmayın!"
Mesele aslında oldukça basit ama bir o kadar da hayati.
Kamu yararı gözetilerek "mesire alanı" adı altında 20 yıllığına kiraya verilmek istenen bu alan, aslında halkın ortak kullanımından koparılıp ticari bir işletmeye dönüştürülme tehlikesiyle karşı karşıya.
Bir ormanlık alanı "düzenlemek" demek; oradaki ekosistemi korumak, yürüyüş yollarını doğaya zarar vermeden iyileştirmek ve halkın ücretsiz erişimini güvence altına almaktır.
Ancak burayı uzun süreliğine birilerine kiralamak, etrafını tellerle çevirmek ve girişten hizmete kadar her şeyi ücretli hale getirmek, bunun adı "düzenleme" değil, kamusal alanın özelleştirilmesidir.
Halkın haklı itirazı da tam burada başlıyor.
Hava bedavadır, doğa ortaktır ve ranta kurban edilemez.
Dünyanın gelişmiş kentlerine baktığımızda, doğayı "işletilecek bir dükkan" olarak değil, "yaşam sigortası" olarak gördüklerini görüyoruz:
New York (Central Park)'ta, şehrin tam merkezindeki devasa park, dünyanın en değerli arazisi üzerinde olmasına rağmen asla ticari ranta açılmaz.
Yönetimi vakıflar ve belediye eliyle, halkın ücretsiz kullanımı önceliğiyle yapılır.
Viyana ve Berlin'de ormanlık alanlar "kent ormanı" statüsündedir.
Girişler serbesttir; belediyeler buraları kiraya verip gelir kapısı yapmak yerine, halkın ruh sağlığı ve temiz hava hakkı için bütçe ayırarak korur.
Londra'da, "Yeşil Kuşak" (Green Belt) politikasıyla şehrin etrafındaki ormanlar anayasal bir titizlikle korunur.
Bir ağaç kesmek veya bir alanı ticarete açmak neredeyse imkansızdır.
Gülensu halkının sergilediği bu dik duruş, sadece birkaç ağacı koruma mücadelesi değildir.
Bu, "Müşterekler" dediğimiz; yani hepimize ait olan suyun, havanın ve toprağın ticari bir mal haline getirilmesine karşı bir itirazdır.
Unutmayalım ki; bir kez betona veya ticarete teslim edilen doğa, bir daha asla eski haline dönmez.
Ormanlar, müteahhitlerin kar marjı değil, çocuklarımızın mirasıdır.
Kentin ciğerlerini korumak için bugün ses çıkaranlar, aslında hepimizin geleceğini savunuyor.
Doğa kiralanamaz, ancak korunabilir.