KALEM, KOLTUK, MİLLİ İRADE… HANGİSİ DAHA AĞIR?
Bazen siyaset, kelimelerle kurulan bir satrançtır.
Bazen de kelimeler, siyasetçilerin değil; hakikatin aynası olur.
Bugünlerde tartışma büyük.
Gürültü bol.
Ama hakikat… ince bir çizgide yürümeye devam ediyor.
Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu…
Diğer tarafta Fatih Altaylı…
Ve arada sıkışmış bir kavram: milli irade.
Şimdi meseleye sakin bakalım.
Reis 2014’te ne diyordu?
“Milli iradeyi çalan asıl hırsızdır.”
Doğru mu?
Doğru.
Peki…
2026’da Bursa’da yaşanan tablo?
Seçilmiş bir belediye başkanı…
Yerine meclis içinden başka bir siyasi dengeyle seçilen yeni bir isim…
Soru net:
Seçmenin verdiği yetki, aradan geçen sürede başka bir matematikle değiştirilebilir mi?
Ben söyleyeyim:
Hukuken mümkün.
Siyaseten tartışmalı.
Vicdanen… gri.
Şimdi gelelim işin medya tarafına.
Gazetecilik…
Bir meslekten fazlası.
Bir duruş.
Ama bu ülkede bazen kalem, fikir üretmez; saf tutar.
Bazen analiz yapmaz; taraf olur.
Fatih Altaylı serttir.
Kimi zaman fazla serttir.
Ama mesele şu:
Eleştiri ile itham arasındaki çizgi silikleşti mi? Evet.
Ve bu sadece bir kişiye ait değil.
Genel bir hastalık bu.
Kemal Kılıçdaroğlu ne yaptı?
Sert çıktı.
Net konuştu.
Geri adım atmadı.
Ama aynı zamanda bir şey daha yaptı:
Tartışmayı büyüttü.
Bu iyi mi?
Kısa vadede: Evet.
Uzun vadede: Tartışılır.
Çünkü siyaset bazen kazanmak değil, soğutmak işidir.
Gelelim şu meşhur soruya:
“Kalem mi güçlü, koltuk mu?”
Cevap basit değil.
Koltuk gelir geçer.
Kalem kalır.
Ama…
Kalem de kirlenirse?
İşte o zaman ne kalır, ne de güven.
Türkiye’de bugün yaşanan kriz, isimlerin krizi değil.
Tutarlılık krizi.
Dün doğru dediğine bugün yanlış diyorsan…
Bugün savunduğunu yarın inkâr ediyorsan…
Sorun kişilerde değil.
Zihniyette.
Ve şunu unutmayalım:
Milli irade…
Sadece sandıkta değil,
hafızada yaşar.