🖋️ SANDIĞIN ÜSTÜNDE UYUYAN VİCDAN VE SİYASETİN GÜRÜLTÜSÜ
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

🖋️ SANDIĞIN ÜSTÜNDE UYUYAN VİCDAN VE SİYASETİN GÜRÜLTÜSÜ

YAYINLAMA:


“Bir ülkenin gerçeği bazen bağıranlarda değil, sessiz nöbet tutanlardadır”

Siyaset…
Bu memlekette en çok konuşulan ama en az anlaşılan şey.

Bir yanda “erken seçim” diye yükselen sesler…
Diğer yanda “gündemimiz yok” diye kapatılan kapılar…
Ve ortada, giderek büyüyen bir güvensizlik hissi.

CHP’nin erken seçim ısrarı…
Kimi için meşru bir demokrasi talebi.
Kimi içinse zamanlaması manidar bir siyasi hamle.

Ama siyaset dediğin şey zaten biraz da zamanlama değil mi?
Ne söylendiğinden çok, ne zaman söylendiği konuşulur bu ülkede.

CHP “geçim yoksa seçim var” diyor.
Sokak bu cümleyi anlıyor.
Çünkü pazarda file ağır, mutfakta yangın var.

Ama aynı anda başka bir şey de oluyor:
Belediyeler üzerinden dönen iddialar, soruşturmalar, dosyalar, isimler, kulisler…

Siyaset burada ikiye ayrılıyor:
Bir taraf “siyasi operasyon” diyor,
diğer taraf “hesap verilsin” diyor.

Ve bu ülke artık şuna alıştı:
Hiçbir iddia tam olarak aydınlanmıyor,
hiçbir savunma tam olarak ikna etmiyor.

Gürültü büyüyor, gerçek küçülüyor.

Özkan Yalım etrafında dönen tartışmalar, disiplin süreçleri, kulis cümleleri…
“Konuşursam her şey değişir” türü çıkışlar…
Bunlar siyaset değil sadece, aynı zamanda bir gerilim romanı gibi akıyor.

Ama mesele isimler değil aslında.
Mesele şu:
Siyaset güven üretmek yerine şüphe üretmeye başladığında, sandık bile ağırlaşır.

Bir de işin diğer tarafı var.

THY üzerinden dönen atama tartışmaları…
Aile bağları, yakınlık ilişkileri, yönetim kadroları…
Bunlar da başka bir tartışmayı diri tutuyor:
“Liyakat mı, yakınlık mı?”

Ve bu sorunun cevabı verilmedikçe, hiçbir siyasi taraf temiz bir sayfa açamıyor.

Şimdi gelelim en sert yere…

Bir sandık gecesi var bu ülkede.
Soğuk, uykusuz, gergin.

Sandık torbalarının üstünde uyuyan bir görevli…
Elini oyların üstünden çekmeyen bir nöbet…
Bir koltuk değil, bir irade bekçisi gibi.

İşte orada siyaset yoktu aslında.
Orada insan vardı.

Ve o görüntü, bütün tartışmalardan daha gerçekti.

Çünkü bu ülkede bazen en büyük siyaset konuşmak değil…
dokunmamaktır.

Sandığa, oyuna, iradeye…

Bugün bütün bu tartışmaların arasında kaybolan şey de bu zaten:
Güven duygusu.

Siyasetçiler birbirine bağırıyor,
ekranlar dolup taşıyor,
kulisler kaynıyor…

Ama sokakta bir gerçek var:
İnsan artık sadece “kim haklı?” diye sormuyor.
“Kim bana dokunmuyor?” diye soruyor.

Ve belki de en ağır soru bu.

Çünkü güven kayboldu mu…
geriye sadece gürültü kalıyor.

Sandığın üstünde uyuyan o nöbetçi ise bize şunu hatırlatıyor:
Bu işin özü hâlâ çok basit.

İrade, en çok sessizlikte korunur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *