SİYASETİN YENİ SAHNESİ: EKRANDAN TAŞAN GERÇEK
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

SİYASETİN YENİ SAHNESİ: EKRANDAN TAŞAN GERÇEK

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Siyasetin yeni sahnesi artık meydanlar değil, ekranlar. Mikrofonu kapan konuşuyor, kamerayı bulan hüküm veriyor. Ve garip olan şu: Herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.

İzlediğimiz siyasi yayınlar da tam olarak bu iklimin ürünü. Bir tartışma değil, bir saflaşma provası. Cümleler bilgi taşımıyor, taraf seçtiriyor. Sorular cevap aramıyor, pozisyon yokluyor. Herkes kendi mahallesine sesleniyor, karşı mahalleye değil.

Bir taraf diyor ki: “Çürüme var.”
Diğeri diyor ki: “Operasyon var.”

İki cümle. İki ayrı evren. Ortada ise gerçek, kimsenin uğramadığı bir sokakta sessizce bekliyor.

Siyaset eskiden ikna sanatıdır derlerdi. Şimdi ise etkileşim sanatı. Alkış almak, doğru olmaktan daha değerli hale geldi. Sert konuşan, keskin çıkan, daha çok paylaşılıyor. Haklı olan değil, “trend” olan kazanıyor.

Ve en tehlikelisi şu:
Bu dil bulaşıcı.

Ekrandaki o keskin ton, sokağa iniyor. Kahveye, eve, aile sofralarına sızıyor. İnsanlar artık fikir tartışmıyor; kimlik savunuyor. Siyasi görüşler, futbol takımı gibi tutuluyor.

Peki çözüm ne?

Belki de önce şunu kabul etmek gerekiyor:
Her eleştiri ihanet değildir.
Her savunma da körlük değildir.

Siyaset, bağıranın değil; düşünenin alanı olmalı. Ama biz o eşiği çoktan geçtik gibi.

Şimdi geriye sadece şu soru kalıyor:
Gerçeği mi arıyoruz, yoksa kendi gerçeğimizi mi alkışlıyoruz?

 CHP: DEĞİŞİM Mİ, DAĞILMA MI? 

CHP’de olan biteni izliyorum.

Ve şunu görüyorum:

Bu bir “değişim” tartışması değil.
Bu, düpedüz bir kimlik krizi.

 

Bir taraf çıkmış:
“Değişim şart” diyor.

Tamam. Güzel.
Peki nasıl?

Cevap yok.

 

Diğer taraf:
“Bu yapılan yanlış” diyor.

Peki alternatif ne?

Orada da netlik yok.

 

Ortada bir parti var.
Ama o partinin içinde birden fazla CHP dolaşıyor.

  • Bir CHP var, hâlâ “devlet refleksi” ile hareket ediyor.
  • Bir CHP var, “daha liberal, daha merkez” diyor.
  • Bir CHP var, “biz hâlâ soluz” diye direniyor.

Ama kimse şunu sormuyor:

Bu parti hangisi?

 

Kemal Kılıçdaroğlu meselesine gelelim.

Seversin, sevmezsin.
Eleştirirsin, desteklersin.

Ama yok sayamazsın.

Çünkü adam bir “dönem” değil, bir dengeydi.

Şimdi o denge gitti.

Yerine ne geldi?

Henüz belli değil.

 

Bakın… siyaset boşluk kaldırmaz.

Eğer bir lider giderse ve yerine neyin geleceği net değilse…
orada “değişim” değil, belirsizlik büyür.

CHP şu an tam olarak bunu yaşıyor.

 

En kritik mesele şu:

Bu bir koltuk kavgası mı?

Hayır.

Bu bir güven meselesi.

Ve siyaset şunu affetmez:
Güven kaybını.

 

Seçmen ne hissediyor biliyor musunuz?

  • Kırgın
  • Şüpheli
  • Beklemede

Yani ne tam gitmiş…
ne de tam kalmış.

En tehlikeli yer burasıdır.

 

Ve gelelim final sorusuna:

CHP gerçekten değişiyor mu?

Yoksa sadece vitrin mi değişiyor?

Eğer sadece isimler değişip zihniyet aynı kalıyorsa…

kusura bakmayın ama bu değişim değil,
makyajdır.

 

Son söz:

Siyaset bağırarak yapılmaz.
Algıyla da yapılmaz.

Siyaset… güvenle yapılır.

CHP ya bu güveni yeniden kuracak…
ya da kendi içinde konuşmaya devam ederken,
seçmen sessizce başka bir hikâyeye yürüyecek.

Ve siyaset bazen en büyük cevabı şöyle verir:

Hiç konuşmadan.

CHP’de yaşanan tartışma basit bir “değişim” değil, kimlik ve güven krizi.

  • Parti içinde farklı çizgiler var ama ortak yön kaybolmuş durumda.
  • Kemal Kılıçdaroğlu sonrası oluşan boşluk henüz net bir şekilde doldurulamadı.
  • Tartışma koltuk değil, güven meselesi.
  • Seçmen kararsız, kırgın ve beklemede.

Kısacası:
Gerçek bir dönüşüm olmazsa, bu süreç “değişim” değil sadece vitrin yenileme olarak kalır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *