AKLIN, TARİHİN VE GERÇEĞİN YOLU
yazar
Gazeteci Rıza Başkan
Tüm Yazıları

AKLIN, TARİHİN VE GERÇEĞİN YOLU

YAYINLAMA:

Bazen bir milletin kaderi bir insanın iradesinde düğümlenir.
Bazen tarih bir tek adamın omuzlarında yürür.
Ve bazen bir millet, uçurumun kenarından dönüyorsa, bu sadece tesadüf değildir.

Bugün hâlâ bazıları soruyor:
“Mustafa Kemal olmasaydı yine kurtulur muyduk?”

Bu soru masum bir merak değil.
Bu soru, tarihle yüzleşmekten kaçmanın ince bir yolu.

Çünkü gerçek basit ama ağırdır.

Osmanlı İmparatorluğu çökmüştü.
Ordusu dağıtılmıştı.
Silahları toplanmıştı.
Donanması yok edilmişti.
Toprakları işgal edilmişti.

İzmir’de Yunan askerleri vardı.
Adana’da Fransızlar.
Antep’te, Urfa’da işgal güçleri.
İstanbul’da İngiliz donanması.

Devlet yoktu.
Ordu yoktu.
Para yoktu.
Umut yoktu.

Ve tam o anda bir adam çıktı.

Adı Mustafa Kemal’di.

Samsun’a gittiğinde yanında bir ordu yoktu.
Bir devlet yoktu.
Bir plan vardı.
Bir akıl vardı.
Ve en önemlisi bir inat vardı.

Tarihin en tehlikeli kararlarından birini verdi.
Padişahın otoritesine rağmen Anadolu’da direniş örgütledi.

Bu, sadece askeri bir hareket değildi.
Bu, siyasi bir devrimdi.

Çünkü o günlerde padişaha karşı çıkmak sadece devlete değil, aynı zamanda halifeye karşı çıkmak demekti.
Yani dinsizlikle suçlanmayı, idam edilmeyi göze almak demekti.

Mustafa Kemal bunu yaptı.

Bir milletin kaderi işte o noktada değişti.

Ama mesele sadece savaş değildi.
Mesele akıldı.

Çünkü tarih bize başka bir gerçeği de anlatıyor.

Bir toplum aklı terk ettiğinde gerilemeye başlar.

Anadolu’da bir zamanlar matematik, astronomi, tıp ve mühendislik konuşuluyordu.
Selçuklu döneminde bilim hayatın merkezindeydi.
Ahilik sistemi üretimi örgütlüyordu.

Ama zamanla akıl geri plana itildi.

Pozitif bilimlerin yerine dogmalar geldi.
Sorgulamanın yerine itaat geldi.

Sonuç ortada.

1453’te İstanbul’u fetheden topları hesaplayan bir medeniyet, yüzyıllar sonra kendi topunu üretemez hale geldi.
Çanakkale’de kullanılan ağır silahların büyük kısmı Alman üretimiydi.

Bu bir tesadüf değil.

Bilimden uzaklaşmanın bedeliydi.

Bugün dünya yine aynı gerçekle yüzleşiyor.

Savaşlar artık sadece cephede yapılmıyor.

Enerji hatlarında yapılıyor.
Teknoloji laboratuvarlarında yapılıyor.
Çip fabrikalarında yapılıyor.

Petrol, veri, yapay zekâ ve yarı iletkenler…
Yeni çağın silahları bunlar.

Taiwan’da üretilen çipler, Ortadoğu’daki petrol kadar stratejik hale geldi.
Çünkü artık savaşın kaderini teknoloji belirliyor.

Nükleer başlıklar, hipersonik füzeler, uzay sistemleri…

Bu dünyada sloganlar değil bilim kazanır.

İmanla cesaretle savaş kazanılır ama teknoloji olmadan savaş kazanılamaz.

Bu yüzden İsrail 7 milyonluk nüfusuyla Ortadoğu’da askeri güç dengesi kurabiliyor.
Çünkü bilim üretiyor.

Bilim üretmeyen toplumlar ise sadece tartışır.

Bu yüzden mesele ideolojiler değil.

Ne sağ.
Ne sol.
Ne slogan.

Gerçek mesele şu:

Bilim mi üretiyoruz, yoksa sadece konuşuyor muyuz?

Çünkü dünya tarihinin en basit ama en sert kuralı budur:

Bilgi üreten yönetir.
Bilgi üretmeyen yönetilir.

Ve Mustafa Kemal bunu bir asır önce görmüştü.

Bu yüzden Cumhuriyet’in ilk işi fabrikalar kurmak oldu.
Okullar açmak oldu.
Üniversiteler kurmak oldu.

Çünkü o şunu biliyordu:

Bir millet ancak akılla özgür kalabilir.

Bugün bize düşen şey de aynı.

Daha fazla slogan değil.
Daha fazla bilim.

Daha fazla kavga değil.
Daha fazla akıl.

Çünkü gerçek şu:

Matematik bir ders değildir.
Bir medeniyetin dilidir.

Ve o dili konuşamayan toplumlar
tarihin dipnotu olmaya mahkûmdur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *