EMEKLİ SUSARSA DEVLET ÇÖKER

EMEKLİ SUSARSA DEVLET ÇÖKER

YAYINLAMA:

65 Yaş Üstü Toplu Taşıma Krizi

İstanbul’da sabahın ayazında durağa yürüyen 70’lik amca, keyfinden binmiyor o otobüse.
Gezmeye gitmiyor.
Çalışmaya gidiyor.
Torun bakmaya gidiyor.
Hastaneye yetişmeye çalışıyor.

65 yaş üstü ücretsiz ulaşım hakkı tartışmaya açıldığında mesele “bütçe” değil, zihniyet meselesidir.
Bir ülke yaşlısını yük görüyorsa, yarın gençliğini de harcar.

Toplu taşıma krizi şunu gösterdi:
Sosyal devlet refleksi zayıflarsa, en önce emekli düşer yere.

 

Rakamlar Yalan Söylemez Ama Eksik Söyler

Bugün 19 bin lira maaş alan emekliyle, 60 bin lira kira geliri olan aynı kasada sıraya giriyor.
Market etiketleri “gelirine göre fiyat” yazmıyor.
Doğalgaz faturası “emekliye indirimli” gelmiyor.
Sayaçta merhamet yok.

Açlık sınırının altında maaş, hayat değil; ertelenmiş bir çöküştür.

17 milyona yakın emekli, dul ve yetim var bu ülkede.
Bu nüfus bazı Avrupa ülkelerinden büyük.
Ama siyasi karşılığı, seçimden seçime hatırlanan bir dosya.

 

Sorun Maaş Değil, Sistem

Bugünkü model ne yapıyor?

Uzun prim ödeyenle az ödeyeni tabanda eşitliyor.

2000 ve özellikle 2008 sonrası aylık bağlama oranlarını düşürdü.

Taban maaş sistemiyle adalet duygusunu törpüledi.

Sonuç:
“Ne kadar çok ödersen öde, sonunda aşağı yukarı aynı yere geliyorsun” hissi.

Bu, sosyal devleti güçlendirmez.
Bu, prim ahlakını bitirir.

 

Gerçek Çözüm: İki Katmanlı Sistem

Net konuşalım.

1️⃣ Taban Aylık (Sosyal Devlet Zeminidir)

Her emekliye yaşamaya yetecek alt sınır.
Açlık sınırının üstünde.
Tartışmaya kapalı.

Bu, sadaka değil; anayasal sorumluluk.

2️⃣ Prim Katkısı (Adalet Katmanıdır)

Toplam Maaş = Taban Aylık + Prim Katkısı

Gün sayısı

Ödenen prim tutarı

Aylık bağlama oranı

Gerçek prim ödeyen, gerçekten yüksek maaş almalı.

Bağ-Kur’lunun 9.000 günü varsa, katsayısı daha güçlü olmalı.
SSK ile arasındaki uçurum kapanmalı.

Aksi halde “eşitleme” değil, “yassılaştırma” olur.

 

İntibak: Gecikmiş Hesaplaşma

Aynı gün, aynı prim, farklı maaş?
Bu teknik hata değil, sosyal adaletsizliktir.

İntibak, bir lütuf değil.
Geç kalmış bir düzeltmedir.

 

“Bütçe Yetmez” Masalı

Bütçe tercih işidir.
Kaynak meselesi değil, öncelik meselesi.

Bir ülkede faiz gideri yönetilebilir ama emekli maaşı “yük” görülüyorsa,
orada problem ekonomi değil; siyasal iradedir.

 

Örgütlenme Meselesi

Beddua değişim getirmez.
Sosyal medyada yazıp rahatlamak da yetmez.

Emeklinin masada sandalyesi yoksa, o masa eksiktir.

Mahalle meclisleri, yerel ağlar, sendikal zemin…
Karar yukarıdan değil, aşağıdan akmalı.

Temsili demokrasi “oy verdin, bekle” diyorsa,
doğrudan demokrasi “söz sende” der.

 

Büyük Resim

Döviz baskılanır, enflasyon makyajlanır,
ama pazar filesi gerçeği söyler.

Eğer üretim düşer, ithalat artar,
işyerleri kapanırsa;
emekli sadece fakirleşmez,
toplumun sinir uçları kopar.

Bir ülke, yaşlısını parkta ömrünü doldurmayı bekleyen gölgelere çevirirse
o toplum moral olarak çöker.

 

Son Söz

Bu bir rica yazısı değil.
Bu bir “lütfen” metni hiç değil.

Emekli biterse huzur biter.
Emekli düşerse ekonomi düşer.
Emekli susarsa devlet çöker.

17 milyonluk bir kitle, kader değildir.
Kader yazılır.

Ve yazan eller artık titriyor.

Soruyor Emekliler:
Bu titreyen eli tutacak mıyız,
yoksa tarih bunu da not mu düşecek?

Emekli dediğin bu ülkenin arşividir.
Tozlu klasörlerde değil, nasırlı ellerde yazılıdır tarih.
Bugün o eller titriyor. Yorgunluktan değil — geçim derdinden.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *