🕌 Mahya Işıkları: Gökyüzüne Yazılan Dua
Geceyi yaran o ince ışık çizgisi var ya…
İki minare arasına asılmış bir cümle gibi.
Sessiz ama güçlü.
Gösterişsiz ama derin.
Mahya ışıkları işte tam olarak budur.
Ramazan’ın kalp atışı. Göğe yazılmış bir dua.
İstanbul’da bir akşamüstü düşün…
Sultanahmet Camii’nin minareleri arasında parlayan kelimeler,
Süleymaniye Camii’nin gölgesine düşen o nur…
Sanki şehir bir anlığına susar.
Ve insan, içindeki karanlığı fark eder.
Mahya kelimesi Osmanlı’dan gelir. “Aya mahsus” demektir.
Yani zamana saygı.
Yani bir ayın hakkını vermek.
Bugünün hız çağında, bir şeye özel anlam yüklemek bile devrim gibi.
Ne çok hikâye saklıdır o ışıklarda…
İlk oruç heyecanı.
İftara beş kala mutfaktan gelen telaş.
Teravih çıkışı çocukların şen kahkahası.
Bir de içinden sessizce edilen dualar…
Burada bir selam göndermeden geçemem.
Sohbetlerini hayranlıkla dinlediğim, kelimeleriyle zihnimde kapılar açan Sunay Akın’a…
Mahyaya başka gözle bakmayı öğretti bana.
Bir ışığın sadece ampul olmadığını, bir medeniyet hafızası olduğunu onun anlatılarında fark ettim.
Bazı insanlar anlatmaz, yakar. İçine bir ışık yakar. O da onlardan.
Ama şimdi biraz dürüst olalım.
En büyük ibadet nedir?
Saatlerce konuşmak mı?
Gösterişli paylaşımlar mı?
Kameraya dönük iyilikler mi?
Yok.
En büyük ibadet iyi insan olabilmek.
Bir çocuğun başını okşamak.
Bir hayvanın önüne su koymak.
Bir yetimin hakkını yememek.
Birine borcunu geciktirmemek.
Kul hakkına titremek.
Ramazan, aç kalma provası değil; vicdan tazeleme ayıdır.
Kalbi yosun tutmuş olanlar için bir temizlik mevsimi.
İnsanlığını unutmuş olanlara bir hatırlatma bildirimi gibi.
Mahya ışıkları bize şunu fısıldar:
“Bak, karanlık kalıcı değil.”
Yeter ki yönünü ışığa çevir.
Bu Ramazan;
Beşeriyetten payımıza düşen insanlık bol olsun.
Hanelere huzur, sofralara bereket, kalplere merhamet dolsun.
Şaşmadan, şaşırtmadan insan kalabilelim.
Çünkü ışık yukarıda değil sadece.
Asıl mesele, içimizde yanması.