MUTLAK BUTLAN MI, MUTLAK BULANIKLIK MI?
MUTLAK BUTLAN, BULANIK SİYASET VE İMRALI KOMİSYONU
Siyaset bazen sisli bir sabah gibidir.
Göz gözü görmez ama herkes birbirini görmüş gibi konuşur.
Şimdi CHP koridorlarında dolaşan kelime şu: mutlak butlan.
Kulağa hukuk terimi gibi geliyor, ama partinin tabanında yarattığı duygu daha çok şu:
“Mutlak bulanıklık.”
Özgür Özel – Süreci mi yönetiyor, süreç mi onu?
Özgür Özel için en büyük risk koltuk değil, belirsizliktir.
Kurultay tartışması, şaibe iddiaları, yargı sürecinin zamana yayılması…
Bu tablo iki ihtimali büyütüyor:
Hukuk net bir karar verir.
Süreç uzatılır, parti içeriden yorulur.
Siyasette en tehlikeli alan boşluk alanıdır.
Boşluğu hukuk değil, kulis doldurursa; o boşluk büyür.
Ve evet, kulislerde adı fısıldanan bir ihtimal daha var:
Kemal Kılıçdaroğlu geri mi dönüyor?
Bu sorunun kendisi bile parti içi dengeleri titretiyor.
Çünkü mesele kişi değil; meşruiyet algısı.
CHP’de Fay Hattı mı, Yol Ayrımı mı?
Siyasette bazen bir kelime, bir partinin kaderini belirler.
Bugün o kelime: mutlak butlan.
Kurultayın hukuken yok sayılması ihtimali…
Yani baştan itibaren geçersizlik.
Sadece bir teknik tartışma değil; parti içi meşruiyetin kalbine bırakılmış bir saatli mekanizma.
Genel Başkan Özgür Özel cephesinde zamanla yarış var.
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu cephesinde ise “hukuk konuşsun” sükûneti.
Ama siyaset boşluk kaldırmaz.
Boşlukta söylenti büyür, kulis çoğalır, taban huzursuzlaşır.
Tuzla fotoğrafı: Sinyal mi, kazaya mı geldik?
Tuzla Belediye Başkanı’nın AKP ziyareti…
CHP tabanında dalga yaptı.
Zamanlama manidar.
Ramazan atmosferi, sembolik görüntüler, “hoş geldin” mesajları…
Taban şunu soruyor:
“Bu temas diyalog mu, pozisyon mu?”
CHP seçmeni artık romantik değil.
Netlik istiyor.
Çünkü 2023 travması hâlâ hafızada.
Tuzla Ziyareti ve Tabanın Nabzı
Tuzla Belediye Başkanı’nın AKP ziyareti CHP tabanında ciddi rahatsızlık yarattı.
“Normal diplomasi” diyen var.
“Mesaj mı veriliyor?” diye soran çok.
CHP seçmeni artık sembollere takılıyor.
Çünkü güven duygusu kırılgan.
Bir fotoğraf karesi bile örgütte “yol mu değişiyor?” sorusunu doğuruyor.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu çizgisine yakın örgüt sesleri yükseliyor:
“Bu parti kurultay iradesiyle yönetilir.”
Ama diğer tarafta fısıltı şu:
“23 Şubat sonrası tablo değişebilir.”
Mutlak butlan meselesi hukuki olabilir.
Ama siyasette algı, hukuktan hızlı koşar.
İmralı Komisyonu tartışması: Sessiz risk
“İmralı Komisyonu” iddiası kulislerde dolaşıyor.
Net bir çerçeve çizilmezse bu başlık, partiyi sağ seçmen nezdinde tartışmalı alana çeker.
CHP’nin tarihsel kırılgan noktası burası:
Güvenlik ve milli meselelerde iletişim dili.
1977’de Bülent Ecevit ne yaptı?
Sağdan politikacı ithal etmedi.
Programla sağ seçmen kazandı.
Bugün mesele aynı:
Sağdan isim almak değil, sağ seçmeni ikna etmek.
İMRALI KOMİSYONU: Siyasetin Yeni Eşiği mi?
İmralı üzerinden kurulacak bir komisyon tartışması, CHP için mayınlı arazi.
Bir yanda “barış ve çözüm” diyenler,
Diğer yanda “ilkesel kırmızı çizgi” vurgusu yapanlar.
CHP tabanı iki şeye aynı anda hassas:
Devlet ciddiyeti
Demokratik çözüm
Bu iki başlık çatıştığında parti içi fay hattı derinleşir.
Soru net:
CHP bu meselede kendi programıyla mı konuşacak, yoksa gündemin peşinden mi gidecek?
AKP faktörü: Arındıran basınç
Recep Tayyip Erdoğan ve iktidar cephesi, CHP içindeki çatlakları büyütme stratejisini yıllardır kullanıyor.
Yargı süreci uzar, tartışma büyür, parti içi taraflar keskinleşir…
Bu denklem muhalefeti enerjisiz bırakır.
İstanbul örgütlerinin enerjisini Silivri dosyalarına gömmek;
Sokağa çıkacak gücü azaltır.
Siyasette enerji içe dönük harcanırsa, dışa hamle yapılamaz.
Mutlak Butlan Gelirse Ne Olur?
Eğer kurultay yok hükmünde sayılırsa:
Parti yönetimi tartışmalı hale gelir.
Kılıçdaroğlu’nun dönüşü hukuki zemine oturur.
Örgüt iki psikolojik kampa bölünebilir.
İktidar cephesi “muhalefet krizde” söylemini büyütür.
En tehlikelisi şu:
Parti enerjisini dışarıya değil, içerideki hesaplaşmaya harcar.
Zaten İstanbul örgütlerinin enerjisinin Silivri süreçlerine kaydığı konuşuluyor.
Saha çalışması yerine kriz yönetimi.
Seçmenle temas yerine savunma refleksi.
Muhalefetin en büyük riski budur:
Kendi içine dönmek.
Hukuk “butlan” derse:
Yönetim düşer.
Olağanüstü süreç başlar.
Parti yeni bir kurultaya gider.
Ama asıl soru şu:
Taban bölünür mü?
Geçmiş örnekler ortada:
Mustafa Sarıgül parti kurdu, olmadı.
Muharrem İnce parti kurdu, olmadı.
Bölünerek güç olunmadı.
Olunmaz.
TBMM’de yoklama ve “varmış gibi” demokrasi
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yoklamada bulunmayan vekillerin “var” sayılması iddiası…
Bu, sembolik bir krizdir.
Demokraside en büyük tehlike “mış gibi” yönetimdir.
Var gibi milletvekili.
Bağımsız gibi yargı.
Tarafsız gibi medya.
Ve en kötüsü:
Bölünmemiş gibi parti.
CHP Seçmeniyle Yüzleşme Meselesi
Gerçek soru şu:
CHP seçmeni partiyle hiç yüzleşti mi?
Yıllarca ideolojik sadakat, örgütsel hataları örttü mü?
Delege tartışmaları, belediyelerdeki akraba ilişkileri, yerel krizler…
Taban artık daha bilinçli.
Sosyal medya çağında kimse “duymadım, görmedim” diyemiyor.
Ama tepki kültürü hâlâ zayıf.
Sessizlik yeni demokrasi modeli gibi:
Çok ses var, az cesaret.
CHP tabanına açık çağrı
Bu yazı bir saf tutma çağrısı değil.
Bir yüzleşme çağrısı.
Parti içinde:
Akraba ilişkileri
Delege pazarlıkları
Belediyelerde rant şüpheleri
Varsa, üstü örtülmemeli.
Çünkü muhalefetin en büyük gücü ahlaki üstünlüktür.
O giderse geriye sadece slogan kalır.
Sonuç: Süreci Kim Yönetiyor?
Siyasette en büyük yanılgı, süreci yönettiğini sanmaktır.
Bazen süreç sizi yönetir.
Mutlak butlan dosyası sadece hukuki değil;
CHP’nin gelecek vizyon testi.
Parti içi demokrasi mi?
Lider merkezli siyaset mi?
İlke mi, pozisyon mu?
CHP ya bu krizi kurumsallaşarak aşacak
ya da kişisel hesapların girdabında enerji kaybedecek.
Net konuşalım:
Türkiye’de muhalefetin bölünme lüksü yok.
Bu ülkenin ihtiyacı:
Tutarlı bir hukuk dili
Şeffaf parti içi mekanizma
Net bir çözüm politikası
Sahada güçlü örgüt refleksi
Yoksa “mutlak butlan” sadece hukuki bir kavram olarak kalmaz.
Toplumun umudunda da bir hükümsüzlük duygusu yaratır.
Ve siyaset boşluğu affetmez.
Son söz
CHP şu an bir kavşakta.
Direksiyon kimin elinde tartışılıyor ama asıl mesele yolun doğruluğu.
Süreç yönetildiğini sananları çok gördük.
Süreç tarafından yönetilenleri daha çok.
Eğer netlik gelmezse, “mutlak butlan” hukuki bir terim olmaktan çıkar;
Siyasi bir kırılmaya dönüşür.
Ve unutmayın:
Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse,
Partiler de o milletin vicdanına karşı sorumludur.
Sis dağılacak.
Ama kim ayakta kalacak, onu netlik belirleyecek.