Çatı Katlarına Yürütmeyi Durdurma Kararı ve Olası Mağduriyetler
İstanbul’un kronikleşen sorunu depreme karşı yapı stoğunu yenilemek, her dönem olduğu gibi bugün de kentin en önemli gündemi.
Ancak geçtiğimiz Mart ayında umutları yeşerten bir düzenleme, yargıdan dönen son kararla birlikte büyük bir belirsizliğe sürüklendi.
Binalarını yenilemek isteyen mülk sahiplerinin önündeki en büyük engel, yüksek inşaat maliyetleri ve finansman yetersizliği.
Müteahhitler için projenin cazip hale gelmesi, hak sahiplerinin ise ceplerinden para çıkmadan evlerine kavuşabilmesi için "ek alan" yaratılması hayati bir önem taşıyor.
İşte bu noktada 2025 yılında hayata geçirilen plan notu değişikliği ile çatı katlarına ayrı bağımsız bölüm (daire) statüsü tanınmıştı.
Bu karar, dönüşüm projelerinde müteahhitlere ek bir pay sağlıyor, böylece tıkanan pek çok projenin önünü açıyordu.
Hem vatandaşın borçlanma yükü hafifliyor hem de dönüşüm hızı ivme kazanıyordu.
Söz konusu düzenleme, ilgili meslek odası tarafından yargıya taşındı.
İstanbul 14. İdare Mahkemesi ise bu plan değişikliği için yürütmenin durdurulması yönünde bir karar verdi.
Bu karar, yalnızca teknik bir hukuk tartışması değil, aynı zamanda sahada devam eden veya başlama aşamasında olan binlerce projeyi doğrudan etkileyen bir durumdur.
Uzmanlara göre, kararın uygulanmasıyla birlikte,
dönüşüm projeleri durma noktasına gelebilir.
Müteahhitlerin kâr marjı düştüğü için projelerden çekilme ihtimali artacaktır.
Vatandaşın borç yükü artacaktır.
Ek bağımsız bölüm hakkı kaybolduğunda, inşaat maliyeti doğrudan hak sahiplerine yansıyacaktır.
Yargılama süreci boyunca oluşan belirsizlik, beklenen büyük İstanbul depremi öncesinde kaybedilen her saniyenin hayati risk taşıdığı gerçeğini unutturmamalıdır.
Sonuç Olarak;
Hukuk sisteminde "usul ve yasaya uygunluk" esastır; ancak bu süreçte toplumsal fayda ve kentsel güvenlik arasındaki dengenin iyi gözetilmesi gerekir.
Yürütmeyi durdurma kararı, mevcut durumda binlerce vatandaşı ve sektörü yeni bir çıkmazla karşı karşıya bırakmıştır.
İlerleyen süreçte bu düğümün nasıl çözüleceği, İstanbul’un güvenli geleceği adına belirleyici olacaktır.