Protokol Siyaseti Değil, Yaşam Siyaseti
Mikro milliyetçilikten makro milliyetçiliğe geçmenin zamanı çoktan geldi. Çünkü bu ülke artık dar aidiyetlerin, hemşeri defterlerinin, “bizden olsun” reflekslerinin kaldırabileceği bir yerde durmuyor. CHP, tarihsel olarak feodalizme mesafeli, hatta karşı bir siyasi damar taşır. Kağıt üzerinde böyledir. Teoride böyledir. Programlarda böyledir.
Ama iş yerel siyasete, özellikle Kartal gibi emekçi bir kentin sokaklarına indiğinde tablo bulanıklaşıyor. Bir yanda enflasyonla boğuşan haneler, işsizliğin sessiz çığlığı, açlık sınırının altına sıkışmış hayatlar, ay sonunu getiremeyen emekliler… Diğer yanda ise protokol üstüne protokol, yöre dernekleriyle poz vererek siyaset yapma kolaycılığı.
Sorun tam da burada başlıyor. Yöre dernekleri bu toplumun kültürel zenginliğidir, evet. Kimliğin, hafızanın, dayanışmanın parçasıdır. Ama siyaset, bu alanlara taviz vererek, onları birer oy deposu gibi görerek yürütülemez. Bu, feodalizmin modern versiyonudur; kravatlısı, kartvizitlisi, protokollüsü.
Makro milliyetçilik dediğimiz şey; kimin nereli olduğuyla değil, kimin aç, kimin işsiz, kimin güvencesiz olduğuyla ilgilenir. Bayrağı, ekmekle birlikte düşünür. Vatanı, emekle yan yana koyar. CHP’nin iddiası da budur zaten. O yüzden yerelde yapılan her hemşeri pazarlığı, bu iddiayı biraz daha aşındırır.
Kartal’da siyaset, yöre masalarında değil; pazar yerlerinde, işsiz gençlerin gözlerinde, emekli maaşını hesaplayan yaşlıların cebinde yapılmalı. Aksi halde fedolizme karşı olduğunu söyleyen bir dil, pratiğinde feodal alışkanlıkların gölgesinde kalır.
Siyaset cesaret ister. Taviz vermemeyi, alkıştan vazgeçmeyi, bazen kalabalıkta yalnız kalmayı… Mikro hesaplarla günü kurtaranlar olabilir ama makro bir gelecek, ancak ilkelerle kurulur. Ve bugün asıl ihtiyaç duyulan şey tam da budur: Büyük düşünmek, geniş bakmak ve kimlik siyasetini değil, yaşam siyasetini merkeze almak.