ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ✍️ Erol Altunoğlu
Hukukun yarın ne söyleyeceğinin, kuralların ne zaman değişeceğinin belirsiz olduğu bir ortam, bir ülke için derin bir güven krizidir.
Bu durum, sadece ekonomi sayfalarına yansıyan bir sorun olmaktan öte, toplumun dokusunu zedeleyen ve geleceğe dair inancı sarsan bir belirsizlik illetidir.
Belirsizlik hüküm sürdüğünde, her şey sallantıdadır.
Dışarıdan bakıldığında, yatırımcılar ve iş kurmak isteyenler, sermayelerini risk altında görmeye başlar.
Tıpkı bir geminin fırtınada liman araması gibi, üretim kaynakları da daha güvenli, daha öngörülebilir ülkelere doğru yola çıkar.
Bu süreçteki asıl kayıp ise, insan kaynağıdır.
En iyi eğitimi alan, en donanımlı gençler ve alanında uzmanlaşmış profesyoneller, yeteneklerinin takdir edildiği, emeklerinin karşılığını alacakları ve yarınlarından emin olabilecekleri yerlere göç etme eğilimine girerler.
Ülke, adeta kendi kendini zayıflatır; sahip olduğu en değerli hazineyi, yani parlak zihinleri ve çalışkan elleri kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Bu zincirleme reaksiyonu tersine çevirip, ülkeyi istikrarlı ve cazip bir konuma taşımak için evrensel olarak kabul görmüş temel direklere ihtiyacımız var.
Hukukun üstünlüğü, bir devletin gücünün dahi yasa ile sınırlanması demektir.
Bu, bireylerin sadece kendi haklarını değil, devletin eylemlerini de öngörebilmesi anlamına gelir.
Eğer bir karar, kişilere veya dönemsel politikalara göre değil, açık ve net yasalara göre veriliyorsa, insanlar kendilerini güvende hisseder.
Sözleşmelerin korunacağına, mülkiyet haklarının dokunulmazlığına ve adil yargılanma hakkına olan inanç, yatırımcıyı çeker, bireyi ülkede tutar.
Hukuk ne kadar şeffaf ve kararlı ise, toplumun her hücresi o kadar sağlıklı işler.
Büyük sorunlar karşısında sezgilere, geçici popülist eğilimlere veya kişisel inançlara dayanarak hareket etmek, genellikle kısa vadede dahi çözüme ulaşmayan, uzun vadede ise maliyetli hatalara yol açar.
Bilim; sağlıkta, eğitimde, ekonomide ve çevrede en doğru adımı atabilmek için bize veri, kanıt ve analiz sunar.
Bilimsel metot, “ne” yapılacağını değil, “en etkili” ve “en sürdürülebilir” şekilde ne yapılacağını gösteren güvenilir bir pusuladır.
Bu, bir ülkenin kaynaklarını en verimli şekilde kullanmasını sağlar.
Bir ülkenin belirsizlik girdabından çıkıp, bölgesel ve küresel bir cazibe merkezi haline gelmesi bir tesadüf değildir.
Bu, hukuk devleti ilkesini titizlikle uygulayarak zemini sağlamlaştıran ve bilimin aydınlatıcı ışığıyla en doğru rotayı çizen rasyonel bir yönetimin eseridir.
Bu, hem halkın refahını hem de ülkenin saygınlığını kalıcı olarak inşa etmenin yegâne yoludur.