“Ülke yine bir gün boyunca kendi kendine roman yazdı.”
TBMM’ye ardı ardına düşen sıra dışı dilekçeler…
Ramazan’ın resmi tatil yapılmasından toplu taşımada kadın-erkek bölmelerine,
doğumda DNA testinden silahlanma kurallarının gevşetilmesine kadar…
Siyasal bilinç mi yükseliyor yoksa gerçeklik mi bizden uzaklaşıyor, karar size.
Bir yanda reklamcı Melih Çat’ın “köfteci ilüzyonu” hikâyesi:
Emek görünürlüğü arttıkça fiyatın da meşruiyeti artıyor.
Biz “tatlıyı bekleyelim” derken, sistem tatlıyı çoktan yemiş bile…
AK Parti’nin eski bakanı Hüseyin Çelik’ten, ülkenin ifade özgürlüğüne dair ağır ama yerinde bir cümle yükseliyor:
“Konuşan toplumdan değil, suskunlaşan ve içten içe gaz biriktiren toplumdan korkmak lazım.”
Japonya’da yıllar önce “her şey ateş pahasıydı” diyen gezgin, bugün geri gidiyor ve Türkiye’nin ne kadar pahalılaştığını fark edip şaşkınlıkla dönüyor.
Bir inşaat ustası ise mühendis–usta tartışmasına “herkes hak ettiğini alır” çizgisiyle kendi sosyolojisini yazıyor.
Emine Erdoğan’ın DSÖ görüşmesi, Halil Konakcı’nın “müzik ruhun belasıdır” çıkışı, bir vatandaşın “emeklilik kaldırılsın” önerisi…
Toplumun her köşesinde birbirine ters düşen fikirler aynı güne sığmış durumda.
Zincir markette çalışan BESYO mezunu genç kadının çığlığı ise tam yerden geliyor:
“Bunca yıl okuduk, hepimiz lisans mezunuyuz… Peki bizi nerede değerlendireceksiniz?”
Kent Lokantası menüsü yine gündem, yine hesaplı;
bir yanda ise bir özel okulun 1 milyon 350 bin TL’lik anaokulu maliyeti.
Okul sahipleri için Egea fiyatı, veliler için hayat pahalılığı.
Kanada’ya iş görüşmesine giden gurbetçinin hüzünlü isyanı:
“23 yılım boşa gitti… Türkiye’de beklediğim maaşı orada benden fazla verdiler.”
Bir vatandaş “bu gidişle berberi, lokantayı tamamen hayatımızdan sileceğiz” derken,
bir diğeri fırında 300 TL’lik ekmek alışverişinin fişsiz geçişine takılıyor:
“Vergi kaçıranın keyfi yerinde, bordrolu çalışanın sırtı hep eğik.”
Papa’nın İznik ziyareti öncesi rahibeler kente inmeye başladı,
esnaf 1700 yıl sonra ilk kez yaşanacak bu buluşmadan umutlu.
Timothy Ash ise ekonomi yönetimine övgü diziyor.
Muazzez Ersoy’un yeni görüntüsü interneti sallıyor;
Orhan Pamuk ise komşularıyla dönüşüm kavgasında.
IBAN transferlerine beyan zorunluluğu geliyor;
küçük açıklama dönemi bitti, “detaylı belge” çağı başlıyor.
Fatih Altaylı davasında aile gözyaşı dökerken,
Prof. Oytun Erbaş yeniden tartışma konusu: “Deve idrarında şifa var.”
Türkiye, dolaylı vergide Avrupa birincisi oldu.
Bordrolu çalışanların “neden geçinemiyoruz?” sorusu artık yalnız değil.
Bir vatandaş, doktorunun boşanmış olduğunu yanlış anlamanın absürtlüğünü paylaşırken;
Haluk Bilginer’in “Baban dışında kimsenin elini öpme” çıkışı dolaşıma düşüyor.
Siyasetin tonunu da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu koyuyor:
“2028’de ya şahlanışın yüzyılına adım atacağız ya da şaibenin yüzyılını yaşayacağız.”
Et fiyatları Avrupa’yla kıyaslanırken Özlem Gürses’in Diyanet’in 211 bin personeli sorusu yine hararet yaratıyor.
Kokoreççi ise “40 yıllık emeğim 15 günde yok edildi” diyerek isyan ediyor.
Ve bir başörtülü vatandaş, Halil Konakcı’nın “laiklik İslam düşmanlığıdır” sözlerine tokat gibi bir karşılık veriyor:
“Senin orada oturmanı sağlayan da laikliktir.”
Türkiye bugün yine kendi kendine roman yazdı.
TBMM’den toplumun mutfağına, sokaktan globale kadar…
Her başlık başka bir Türkiye, ama hepsi aynı soruyu fısıldıyor: “Nereye gidiyoruz?”
Bugün neler oldu?
• TBMM’ye birbirinden ilginç dilekçeler düştü:
Ramazan resmi tatil olsun, toplu taşıma kadın-erkek ayrılsın, doğuma DNA testi gelsin, silahlanma kolaylaşsın…
“Toplumun zihni nerede?” sorusu yeniden gündemde.
• Bir reklamcı, köftecide yaşadığı “emek ilüzyonu”nu anlattı:
“Çabalıyor gibi görünen” sistemin bizi nasıl etkilediğini gösteren küçük ama büyük bir hikâye.
• Eski Bakan Hüseyin Çelik:
“Suskunlaşan toplumdan korkmak lazım.”
• Japonya’ya giden gezgin döndü ve dedi ki:
“20 yıl sonra gıda artık bizden ucuz.”
• BESYO mezunu genç kadın:
“Bunca sene okuduk ve zincir marketteyiz. Bizi nerede değerlendireceksiniz?”
• Kent Lokantası menüsü yine gündem;
özel okullar ise 1 milyon 350 bin TL talep ediyor.
• Kanada’ya giden gurbetçi:
“23 yılım boşa gitti, arabaya binip ağladım.”
• Bir vatandaş:
“Bu gidişle berberi, ustayı, lokantayı hayatımızdan sileceğiz.”
• Fırında 300 TL’lik ekmek alışverişine fiş verilmedi.
Bordrolu çalışan yine aynı soruyu sordu:
“Biz neden vergiyi tam ödüyoruz da bazıları ödemiyor?”
• Papa’nın İznik ziyareti öncesi rahibeler geldi.
Esnaf: “Belki bir umut…”
• IBAN transferlerinde açıklama dönemi değişti:
Artık yüksek tutarlarda beyan ve belge zorunlu.
• Türkiye, dolaylı vergide Avrupa birincisi oldu.
• Bir başörtülü kadın, Halil Konakcı’nın sözlerine tokat gibi yanıt verdi:
“Laiklik seni de koruyor.”
• Kokoreççi: “40 yıl emeğim 15 günde yok oldu.”
Ve siyaset yine ateş etti:
“2028’de ya şahlanışın yüzyılına ya da şaibenin yüzyılına adım atacağız.”
🟡 GÜNE SAV
Bugün Türkiye tek bir cümle gibi titredi:
Gerçekliğin sertliği, umudun inadı, toplumun karmaşası… hepsi aynı hikâyenin parçaları.
Her satır başka bir hayat,
her hayat başka bir soru,
soru aynı:
“Bu ülke hangi yöne gidiyor?”
🌍 GÜNE SAV HABER – Bugünün Türkiye’si: Bir Gün, Bin Hikâye
“Memleket yine kendi kendine destan yazdı…”
TBMM’de tuhaf dilekçeler havada uçuştu:
Ramazan’ın resmi tatil olması, toplu taşımada kadın–erkek bölmeleri, doğumda DNA testi, silah yasalarında gevşeme…
Gerçeklik mi kaydı, yoksa toplum mu yoruldu?
Kararı siz verin.
Köfteci Yunus’ta “emek ilüzyonu”,
BESYO mezunu gençlerin zincir market raflarına sıkışmış isyanı,
Kanada’ya gidip 23 yılın ağırlığını arabada ağlayarak atan gurbetçi…
Hepsi aynı memleketin farklı solukları.
Bir özel okulun 1 milyon 350 bin TL anaokulu fiyatı,
bir vatandaşın 300 TL’lik ekmek alışverişine fiş bile verilmemesi,
Türkiye’nin dolaylı vergide Avrupa birinciliği…
Ekonomi bizi artık rakamla değil, ruh haliyle yoruyor.
Fatih Altaylı davasında aile gözyaşı dökerken,
Haluk Konakcı “müzik ruha beladır” diyerek ortalığı karıştırıyor.
Bir başörtülü kadın ise hem sakin hem tokat gibi cevap veriyor:
“Orada oturmanı sağlayan da laikliktir.”
Papa’nın İznik ziyareti öncesi rahibeler kente inerken,
Orhan Pamuk komşularıyla dönüşüm kavgasında.
Timothy Ash ekonomiyi överken,
bir vatandaş “berberi, lokantayı hayatımızdan sileceğiz” diye isyan ediyor.
Bu ülke bugün öyle bir fotoğraf verdi ki…
Aynı karede umut, kaos, mizah, öfke, kırılganlık, yorgunluk ve inat var.
🟡 GÜNE SAv
“Türkiye bu. Bir gün susuyor, bir gün haykırıyor.
Ama hikâye yazmayı asla bırakmıyor.”
Bugünün tüm başlıklarını sizin için topladık.
Paylaşın, konuşun, tartışın… Ses yükselirse hikâye değişir.